geçmiş yazılar:

  1. Çevrenin Üzerimizdeki Etkisi - Bölüm 1: (Ah şu) İnsanlar linki

  2. Çevrenin Üzerimizdeki Etkisi - Bölüm 2: Ortam

veee 3. yazı: ön koşullama - priming

Hazır hızımızı yakalamışken (bir önceki yazıdan sonra yalnızca 15 ay geçmiş) üçüncü başlık olarak ön hazırlama etkisi (ing. priming) üzerinden devam edelim. “Ön hazırlama etkisi” tek başına bende çok bir şey ifade etmediği için konuya girmeden önce biraz açmak istiyorum. Beynimizin koşullanması (örneğin duyduğunuz bir kelime, gördüğünüz bir renk veya içinizden geçirdiğiniz bir düşünce) sonrasında bu koşullamaların kararlarımızı, bedenimizi, duygularımızı ve eylemlerimizi etkilemesi olayına priming diyoruz.

İlk yazıda etrafımızdaki insanların, ikinci yazıda insandan ayrı olarak ortam ve eşyaların psikolojimize etkisini konuşmuştuk, şimdi içeriye geçiyoruz, beynimiz uyarılara karşı nasıl adapte oluyor inceleyelim.

davranışsal koşullanma

Bargh‘ın 1996 yılındaki meşhur çalışmasında denekler bir odada çeşitli kelimelere maruz kalıyor, ardından deneyin devamı için koridorun karşısındaki bir odaya gönderiliyorlar. ilk odada yaşlılık ve olumsuzlukla ilgili kelimelere maruz kalanlar, koridorda karşı odaya yürürken çok daha yavaş yürüyorlar. Farkındalık olmadan dahi maruz kalınan kelimeler davranışı etkiliyor argümanı çıkıyor. Benzer şekilde, yine Bargh’ın 1996 yılındaki yayınında profesör gibi yüksek zeka belirten kelimeleri duyan kişiler, holigan gibi kelimeleri duyan kişilere göre IQ testlerinde daha başarılı oluyorlar.

Shariff’in 2007 yılındaki çalışmasında katılımcılar bir oyun oynuyor, oyun esnasında “tanrı”, “kader” gibi kelimelere farkında olmadan maruz kaldıklarında, kendi faydalarına olmamasına rağmen yabancı unsurlara bağış yapma oranları artıyor.

Davranışsal koşullama, farkında olmadan maruz kaldığımız kelimele gibi uyarıcıların fizyolojiye ve IQ skoruna bizi etkilediğini iddia etse de maalesef daha yakın zamanlarda bu deneyler tekrarlandıkları zaman aynı sonuçlar alınamıyor. Geçmiş deneylerdeki denek sayısı azlığı, deney yöneticilerindeki sonuca dair çeşitli varsayımlar vb. sebepleri gerekçe gösteriliyor. Buralardan çok somut bir kanıt bulamasak da, belki de en ilginç etki alanı olduğu için yazıya davranışsal koşullama ile başlamak istedim.

motivasyon temelli koşullama

Motivasyon temelli koşullama, davranışsal’ın aksine çok daha tutarlı olarak tekrarlanıyor. Örneğin Bargh’ın 2001 yılındaki deneyinde katılımcılar kazanma odaklı kelimelere maruz kalınınca bulmaca çözümünde dedikasyon ve performans artıyor. Katılımcıların böyle bir amaçla test edildiklerinden de haberleri yok.

Dweck’in 2010 yılındaki makalesinde çalışanlar, kendilerinin değerli ve yetkin olduğuna inanınca, zor görevler karşısında çok daha uzun süre yılmadan devam edebiliyorlar. Kendine olan inanç, vücudun be beynin dış olaylar karşısındaki direncini artıyor. Peki motivasyonel koşullamanın davranışsaldan farkı ne? Neden davranışsal koşullama kontrollü deneyler ile ispat edilemiyor ama motivasyonel koşullama ispat edilebiliyor? Bunun nasıl olduğunu sıradaki paragrafta konuşalım.

sınırlı beyin eforu

Kahnemann’ın “Thinking Fast and Slow” kitabında bahsettiği, zihnimizde sistem 1 adını verdiği yapı duygusal, hızlı, efor harcamamaya meyilli, sistem 2 ise yoğun efor harcayan, yavaş düşünüp detaylandıran kısım. Sistem 1 gelen arabadan kaçmak için kenara atlamak, tanıdık birinin yüzünü görünce hatırlamak, rutin bir işi çok düşünmeden yapmak gibi kısımlarda rol alıyor. Sistem 2 ise, gelen iş tekliflerini değerlendirmek, 3 haneli çarpma işlemini akıldan yapmak, tatil rotası planlamak gibi kompleks görevleri üstleniyor.

Sistem 1 hayatı hızlandırıp kolaylaştırıken, fazla düşünce barındırmadığı için hatalı kararlara da sebep oluyor. Örneğin Gandhi 140 yaşından önce mi sonra mı öldü diye sorulup, arkasından kaç yaşında öldü denilince insanlar ortalama 67 yaş diyor. Soru Gandhi 9 yaşından önce mi sonra mı öldü denilip arkasından tahmin istenince ortalama tahmin 50 yaş oluyor. 140 veya 9 ile konuun başlaması insanların (beyindeki sistem 1’in) tahminini etkiliyor. Aynı fenomen pazarlığa başlarken vb. bir çok durumda geçerli, detaylar için Kahnemann’ı okuyabilirsiniz.

Sistem 1 hatalı çalışıyor, sistem 2 de gerekmedikçe kullanılmıyor. Örneğin x şirketi hissesi alınır mı deyince sistem 1 kontrolü devralıp, bu soruyu efor harcamayacağı soruya dönüştürüyor ve ben x şirketini seviyor muyum’a çeviriyor; ardından bu soruyu cevaplıyor.

Koşullama konusuna dönersek, motivasyona maruz kalınca zihin efor harcama moduna geçiyor ve sistem 2’yi çalışmaya itiyor, bu da üzerinde çalıştığımız konuda ek bir güç veriyor ve başarımız artıyor. Bu bağlantıyı kendim kurdum, yalnız sistem 1 tembelliği, sistem 2’nin dürtülme ihtiyacı ve koşullamanın yarattığı dedikasyonu birleştirince oldukça tutarlı geldi.

içsel kaynaklı koşullama

Dışardan aktif (farkındalıkla) veya pasif(farkında olmadan) koşullamayı bir kenara koyup içsel koşullama ile ilgili Creswell’in 2005 çalışmasını okuyalım. Katılımcıların bir kısmından kişisel değerlerini bir kağıda yazmaları isteniyor ve ardından tüm katılımcılar sosyal strese tabi tutuluyor (halka karşı konuşma, başkalarının önünde quiz soruları sorulması gibi). Kişisel değerlerini bir kağıda yazarak başlayan katılımcılarda stres ile korele olan kortizol hormonu seviyesi azaliyor ve problemler ile başa çıkma yetenekleri artıyor. Kişilerin, kendi değerlerini kendilerine hatırlatması hem fiziksel (kortizol), hem de psikolojik stresi azaltıyor.

İlk başlıktaki davranışsal koşullamanın aksine, bu koşullamalar farklı deneyler ile tekrarlanabiliyor, yani genel popülasyonda geçerli olma ihtimali çok çok daha fazla. Davranışsal koşullama’da kişi deneyin farkında değildi (örn. yaşlılıkla ilgili kelimeler karşısına çıkıyor ama kişi denendiğinin farkında değil) ama burada kendisi, bilinçli olarak bir koşullama yapıyor ve etkileri tekrarlı deneyler ile gözlemlenebiliyor.

plasebo etkisi

Plasebo etkisi Beecher’in 1955 yılındaki çalışması ile gündem olan, aslında iyileştirici bir etkisi olmayan ilaçların, alan kişi tarafından iyileştirici olduğu düşünülüyor ise kişiye daha iyi geldiğini gösteren bir fenomen. Bu konuya da yine koşullama perspektifinden bakabiliriz.

Crum’ın 2011 yılındaki deneyinde 380 kalorilik sütler deneydeki insanlara veriliyor. Sütlerin kalorisi bir gruba 620 kalori, öteki gruba ise 140 kalori olarak söyleniyor (gerçek kalori değeri 380). Sadece insanlardaki algı - koşullama ile, az kalori aldığı söylenen grupta açlığı tetikleyen ghrelin hormonunun çok daha fazla artış gösterdiği gözlemleniyor.

Zihnin kaç kalori alındığı ile ilgili koşullaması, fizyolojiyi etkiliyor. Plasebo etkisinin temellerine ve modern terapi ile bağlantısına devam yazısında değineceğim. Şimdi plaseboyu takip eden beklenti etkisi ve kendini gerçekleştiren kehanetlere değinip hep bütün olarak koşullama perspektifinden inceleyelim.

beklenti etkisi ve kendisini gerçekleştiren kehanetler

Bir klasik olan How to win Friends (nasıl dost edinilir) kitabında Dale Carnegie de karşı taraftan beklentimiz varsa ona o erdemi atfedin, o erdemin değerini vermek için karşıdaki kişi çabalayacaktır diyor.

Crum’ın 2007 yılındaki deneyinde ise oteldeki temizlik görevlilerinin bir kısmına, günlük yaptıkları işlerin aslında çok güzel bir egzersiz olduğu söyleniyor. Kontrol grubundaki görevlilere ise her hang ibir şey söylenmiyor. 4 hafta sonrasında, işlerininin egzersiz olduğu söylenen grupta ağırlık ve vücut yağ oranında düşüş gözlemleniyor.

Çok meşhur rahibe deneyinde, 1986 yılında kilisede göreve başlayan rahibeler alzheimer hastalığı araştırmasına yönelik uzun soluklu takip ediliyorlar (2020’lerde deney halen devam ediyor, çeşitli aralıklarla rahibeler ile görüşmeler yapılıyor, veri alınıyor, ölenlerin otopsileri yapılıyor). Bizim bakacağımız kısım şu: rahibeliğe başvururken yazdıkları başvuru mektubunda, olumlu ifadeler kullananların hem alzhemier riski, hem de ortalama yaşam ömrü hem de yaşamdan aldığı tatmin çok daha yüksek çıkıyor. Çok olumlu mektup yazanlar, olumsuz yazanlardan 10 yıl daha uzun yaşıyor. Deneyi bu perspektiften inceleyen makaleye ulaşabilirsiniz . Çok zengin bir deney olduğu için ileriki yazılarda ayrıca değinmek istiyorum bu deneye.

Bu bölümle de beraber koşullamanın dışarıdan bildirilen beklenti etkisi (egzersiz deneyi) veya rahibelerdeki gibi içsel motivasyon ile kendini gerçekleştiren kehanete nasıl dönüşebildiğini gördük.

Özellikle pozitif psikoloji perspektifi ile bakarsak, yanlış sebep (ing. false cause) safsatasına düşmeye de çok uygun bir konu. Örneğin rahibeler, bir şekilde genetik olarak şanslı oldukları için zaten niyet mektuplarını da olumlu yaşıyorlar, güzel bir ömür geçirip ortalama 10 yıl daha uzun yaşıyor olabilirler. Neyin neye sebep olduğu da sıklıkla bu alanda sorgulanan bir husus. Ama okumalarda gördüğüm ortak görüş, belirli doğrultuda bir çok patern varsa bize ilerleme yönü ile ilgili fikir verdiği, bu örnekteki olumlu niyet mektubu gibi.

koşullama etkisi ilk bölüm özeti

Davranışsal koşullama ile konuya başladık, ama farkında olmadan duyulan kelimelerin davranışımızda o kadar değişiklik yapmadığını ve geçmişteki bu etkileyici deneylerin yakın zamanda tekrarlanamadığını gördük. Ardından motivasyon temelli koşullamayı, yani kendimiz amacı da bilerek koşullanırsak veya dışarıdan bu amaç ile koşullandırılırsak gösterdiğimiz çabanın, dolayısıyla kazanımların arttığını gördük. Kahnemann’ın anlattığı, beynimizin efordan kaçınması fenomeninin koşullama sayesinde nasıl etkisiz kaldığını okuduk. Son olarak plasebo etkisi, beklenti etkisi ve kendisini gerçekleştiren kehanetlerin koşullama ile ilişkisini ve kısaca nörobiyolojik karşılığını gördük.

Her Şey Düşüncene Bağlı, Düşüncen İse Sana Bağlı: koşullama etkisinin gelecek ikinci yazısı

İkinci, muhtemelen de koşullama etkisinin kapanış yazısında, plasebo etkisinin ve kendini gerçekleştiren kehanetlerin tam tersi olan kontrol ilizyonu’na ve öğrenilmiş çaresizliğe değineceğim. Ardından Marcus Aurelius’tan aldığımız stoik felsefe ile koşullamaların hayat konforumuza nasıl etki ettiğini konuşacağız. Bilişsel davranışçı terapinin de temelini oluşturan, “duygu, düşünce ve davranış” üçlüsünün birbirini nasıl etkilediği, ve en kolay değiştirilenin düşünce olduğunu ve fobiler, yaşam tatminsizliği gibi bir çok konuda düşüncelerin etkisini ve davranışçı terapinin de koşullama ile ilişkisini konuşacağız. Görüşmek üzere :)


geçmiş yazılar:

  1. Çevrenin Üzerimizdeki Etkisi - Bölüm 1: (Ah şu) İnsanlar linki

  2. Çevrenin Üzerimizdeki Etkisi - Bölüm 2: Ortam