Untitdled2

Özlemişinizdir umarım :) Tekrar merhaba. Çevremizdeki insanların üzerimizdeki etkisini anlattığım ilk yazımın linki aşağıda mevcut.

Çevrenin Üzerimizdeki Etkisi - Bölüm 1: (Ah şu) İnsanlar linki

Devamındaki bu yazıda yine çevrenin üzerimizdeki etkisini, bu sefer ortam ve temalar üzerinden konuşacağız. Objelerin ve ortamın üzerimizde ne derece etkisi olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz? Hadi başlıyoruz.

kırık camlar durağı

Kırık camlar teorisi‘ne göre, bir ortamda düzensizlik ve suça dair temalar (kırık camlı ev ve arabalar gibi) mevcut ise, orada suç oranı artıyor. Zimbardo’nun farklı eyaletlerde yaptığı deneylerde, camları kırık araçlar dakikalar içerisinde yağmalanmaya başlıyorken (aküsü çalınıyor, koltuğu sökülüyor vb.) düzgün durumdaki araçlara dokunulmuyor. Malcolm Gladwell, The Tipping Point’te New York City polislerinin suçla mücadelesinde en efektif yöntemin, ortamdaki suç indikatörlerini temizlemek olduğuna değiniyor. Örneğin New York City polisi sürekli grafitileri temizliyor, bu tarz suçu çağirıştırıcı indikatörler olmadan suç oranlarının düştüğü tahmin ediliyor. Bu argümana karşı görüşler de mevcut. Benzer dönemlerde bu tarz önlemler alınmayan diğer şehirlerde de suç oranının azaldığını, ana sebebin düzensizlik olmadığını belirtiyorular. Bu bize felsefedeki false cause, yani yanlış sebep-sonuç ilişkisi kurma safsata (ing. fallacy)sının önemini vurguluyor aslında (örn. ben sarı giyindim ve tuttuğum takım başarılı oldu; veya ben yönetici oldum ve satışlar artmaya başladı gibi, ama aslında asıl sebep bu değil). Bu konuyu, ana sebep bu camların temizliği olmasa da, bu dağınıklık ve düzensizliğin suç meyline bir etkisi olduğu farklı deneylerle gösterilmiş diyerek kapatabiliriz. Untitdled2

Şirket kültürü

Sage’de de bir çok yöneticiye hediye ettiğim (ve sadece bir tanesinin okuduğu :) Delivering Happiness kitabında Tony Hsieh, kurumun başarı ve sürdürülebilirliği için ana odağın para değil, motivasyon olduğuna değiniyor. Her ne kadar yazarın hayatı farklı bir biçimde sona ermiş olsa da, kitabı yazdığı zamanlar şirketini mutl milyar dolarlık bedelle sattığı için görüşlerine önem veriyorum. Ortamın etkisi ile ilgili olarak, şirkette mümkün mertebe herkesin aynı yerden giriş çıkış yapmasını sağlıyorlar. Bunun sonucunda, insanlar birbiri ile daha çok karşılaşıp, yüzlerini de daha çok gördükleri için iş ile ilgili konularda da daha az çekince ve bariyer ile birbirlerine temas kuruyorlar, iletişimden çekinmiyorlar. Bu da işin verimini artırırıyor.

   
Untidtled Untitdled2

Delivering Happiness’ta bir diğer belirtilen düzenleme ise bilgisayarlarda kullanıcı girişi kısmı. Çoğu firmada kullanıcı adı ve şifresi ile giriş yapılırken, Zappos’ta ayrıca rastgele bir çalışanın yüzü çıkıyor ve opsiyonel olarak bu çalışanın adını bilmeniz isteniyor. Bundaki başarılara göre de çeşitli ödüller veriliyor doğru bilen personele. Ana motivasyon etkileşimi artırmak, bunun da iş verimine de, çalışan motivasyonuna da çok olumlu etkisi olduğu belirtiliyor.

Zimbardo’nun hapishane deneyi

Deneylerden devam edersek, belgi bir önceki yazımda değindiğim Milgram Deneyi’nden de meşhur olarak, Zimbardo’nun hapishane deneyi var. Deneklerin bir kısmı mahkum, bir kısmı gardiyan olarak yapay bir hapishane canlandırılıyor. Kısaca özetlersem, şoke edici bir şekilde, gardiyankar (ki bunlar normal insan, bir deney kapsamında gönüllü denek olmuşlar) mahkumlara (bunlarda normal insan, denek) zulmediyor ve olay işkencelere varıyor. Deney erken sonlandırılmak zorunda kalınıyor. Bunun incelenecek bir çok perspektifi olsa da, bu yazıdaki açımızla bakarsak, ortamın hapishane olması, gardiyanların üniformalı olması, mahkumlara isimlerle değil üniforma numaraları ile (empati yeteneğini azaltıyor) hitap etmeleri çevrenin bizim üzerimizdeki önemini ve etkisini çarpıcı bir şekilde anlatıyor diyebiliriz.

Hakkında film de yapılan bu deneyin belgeselini yukarıda izleyebilirsiniz.

Beğenilerimiz. Keman, ün ve metro.

   
Untidtled Untitdled2

Kişilere ve olaylara atfettiğimiz değerler de bulunduğu ortama göre çok değişiyor. Joshua Bell dünyanın en meşhur kemanistlerinden. 3 milyon doların üzerinde fiyata sahip kemanı ile yoğun saatlerde metroda kemanını çaldığı zaman insanlar umursamıyor bile. halbuki konserlerinde biletleri yok satan aynı sanatçı ve aynı enstrüman, ama konum elit bir konser salonu değil metro. Beğenilerimiz ne kadar bize hitap ettiği için var, ne kadar ise etraftaki algılara hizmet etmek için, dostlar konserde beni görsün diye var düşünmek gerekebilir. Ortamın etkisi ise bariz. Konser salonu ise yüzlerce dolar ödeyip özenle katılmaya çalış, metro ise aynı sesi umursamadan geç. hmmm.

alışkanlıklar ve ortam

Atomic habbits kitabını çok beğenmesem de, ordan aklımda kalan güzel bir anektod var. alışkanlıkları değiştirmekte ortamın önemline değinirken iş yerinde kola ve su tüketimine değiniliyor. Kitapta değinilen konumuz kola tüketim alışkanlığını su tüketim alışkanlığına çekmek. Çalışanları kolanın zararları vb. hakkında bilgilendirmek çok fayda etmiyor. Yalnız mekan düzenlemesi ile, su dolaplarının çok sık ve erişilebilir yerlere, kolaların ise ayrı bir dolapta ve koridorun uzak köşelerine yerleştirilmesi ile tüketim alışkanlıkları çok değişiyor. Buna da çevrenin etkisi demeye itiraz edilmez sanırım.

Ofislerle ilgili kendime ait de bir anektod var. İşteki ilk yıllarımda birimimizde kübik şeklindeki ofislerde paravan konulsun/ konulmasın anketi olmuştu aramızda. Azılı bir şekilde etkileşimin artması için konulmayıp, birbirimizin yüzünü görmeyi savunan taraftaydım, maalesef kaybettik :)

Ofislerden devam edelim, masalarda kişisel eşyaların bulunmasının stresi azalttığı gözlemleniyor. Mağazalarda dizilimler, satılmak istenilen ürün ve yön verilmek istenilen tüketici davranışlarına göre dizayn ediliyor. Hastanelerde artık yapılan psikoloji çalışmaları sonrası resim vb. sanat figürleri konuluyor, stresi azalttığı için.

Dağınıklığın stresi artırdığı ile ilgili de çalışmalar var. yalnız bazı çalışmalar da dağınıklığın yaratıcı fikirlerin çıkmasını pekiştirdiğini dile getiriyor. Kahve dükkanı ses deneyinde de kafelerdeki ortam sesinin yaratıcılık için bir çok kişide faydalı olduğuna değiniliyor.

Kişiden kişiye tercihler değişse de, doğanın da stresi azalttığı bir çok çalışmada gösteriliyor, benzer çıktılar doğal ışık için de var. planlarınızı yaparken doğa ile iç içe olacağınız aktiviteleri ihmal etmemenizi öneririm.

sosyal medya

Yaa iki saattir yazıyorum, konuşuyoruz ama ortam deyince en yakınımıza hiç değinmedin Talha demiyorsunuz. Evet elinizdeki telefon. en yakınımız ve en çok vakit geçirdiğimiz. Rakamlarla gidelim, türkiyede 14 64 yaş arası kesim yüzde 92 oranında aktif olarak İnstagram kullanıyor. ortalama bir insanımız, her bir günde 3 saat sadece sosyal medyada vakit geçiriyor.

Bu ekran süresi değil, sadece sosyal medya süresi. Bunun dopamin merkezini nasıl etkilediği, hayat kalitesini nasıl düşürdüğü ile ilgili 123898128748 tane akademik çalışma var. İlişkilerde koyduğumuz standartlardan, hayat tatminimize kadar, nitelikli eğlenme ihtiyacından sağlıklı bir beğenilme arzumuza bir çok alanda aşırı olumsuz etkileniyoruz. Dünya sıralamasında başı çektiğimiz alanlardan bu rakamlar. çok vahim bir durum var. kendinizi çekmenizi öneririm. Yakın çevrem biliyor, burda kastımız her bir anı bir şey üreterek, veya bir kasıntı ile yaşamak değil. zaten buna toxic positivity diyoruz. Bu süreler nitelikli, kaliteli eğlenmenin ve güzel zaman geçirmenin de önünde birer engel. bu konuyu, aynı figürleri de tekrar kullanarak başlı başına ele almayı planlıyorum.

Kendi önlemlerim / denediklerim şu şekilde,

  1. Telefonu siyah - beyaz kullanmak. siyah beyaz ekran telefon kullanım süresini azaltıyor.. Tüm modern telefonlarda ekran ayarlarında var, deneyebilirsiniz. İçinizi daraltırsa doğru yoldasınız demektir, zaten amaç o ekran süresini kısmak :)
  2. Sosyal medya ve “beğenme / beğenilme / reels / sıradaki post için kaydırma” ekosistemlerinden mümkün mertebe uzak durmaya çalışmak. Harvard yayını, sosyal medya dopamine reseptörlerimizi ve ödül mekanizmamızı nasıl uyarıyor ile ilgili.
  3. Sevgili kardeşimin önerisi ile, güne başlarken ve günü bitirirken telefonsuz olmak, yatakta telefon yok yani.

Türkiye için sosyal medya ve diğer online metriklerin raporları,2024

Belki ekran süremizi azaltırsak şirinleri görebilirliz ha? En azından dijital ekranlar yerine hayatın güzelliklerini görürüz.

Sevgiler.
Talha.

   
Untidtled Untitdled2