Untitdled2

Uzun zamandır ötelediğim yazı dizime nihayet başlıyorum 🙂 Öncelikle profesyonel mesleğim robotik / veri bilimi üzerine. Pozitif psikoloji ve sosyal psikoloji konularına ise meraklı bir amatörüm. Yapay zeka hem mesleğim hem de en büyük hobilerimden birisi olduğu halde, bu iki psikoloji konusu da bende aynı miktarda tutku ve heyeacan uyandırıyor. İçsel bir motivasyon ile, yer yer okuduklarımdan, bazen de kendi yaşamımdan hikayeler ve anektodlar ile çeşitli konular üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Blog’a giriş konusu olmaktan ziyade daha derinlerde bir konu olsa da barındırdığı hikayelerin çokluğu ve doyuruculuğu bakımından çevrenin üzerimize etkisini konuşmakla başlayacağım. İçerik uzun olacak gibi gözüktüğü için ikiye bölüyorum, ilki (bu yazı) çevremizdeki insanların bize etkisi. Başka ne var ki diye soracak olursanız ortam, tema, eşya yerleşimi vb. bir çok bileşenden de davranışlarımız ve psikolojimiz bir hayli etkileniyor. İnsanlar alemine milgram deneyinin bir varyasyonu ile başlıyoruz.

Milgram Deneyi

Milgram, 1960’larda otoriteye itaati gözlemlemek için bir dizi deney yapıyor . Beni asıl etkileyen bu deneylerin orjinal halinden ziyade varyasyonu olsa da, ana deneyden başlayalım. Öğretmen rolündeki denek (T) bir odaya alınıp ondan yan odadaki öğrenciye (L) mikrofon ile sorular sorması ve öğrenci bilemedikçe ona gittikçe artan dozajda elektrik verilmesi isteniyor. Odada bir adet gözetmen bulunuyor (E). Görsele aşağıda bakabilirsiniz. Aslında bu kurguda gözlemci ve öğrenci rol yapıyor, yalnız öğretmen (yani deneğimiz, T) bu durumdan haberdar değil.

   
Untidtleddeney görseli Untitdled2deneyde gözetmen ve öğretmen (denek)e ait bir fotoğraf

Gazete ilanı ile deney çağrısını görüp belirli bir para ödendiği için de başvurdukları bu deneyde kendilerine çekilen kura sonucu öğretmen rolünde olacakları söyleniyor (katılmcıların tamamı öğretmen rolünde yani). Bu deneklerden mikrofon ile yan odadaki öğrenciye bir takım sorular sorup, öğrenci bilemedikçe de gittikçe artan dozajda (15 volttan başlayıp 450 volta kadar) elektrik vermesi isteniyor. Deney başladıktan sonra, öğretmen rolündeki denek elektrik verdikçe, önceden kaydedilmiş taklit sesler ile öğrenci canının yandığını ve durmasını söylüyor. Senaryoya göre kalp rahatsızlığı olduğunu söylüyor, şiddete göre duvarları yumrukluyor. Tabi geçekte öğrenciye elektrik verilmiyor ama öğretmen rolündeki denek bu durumdan habersiz, karşıya işkence yaptığını düşünüyor. Doğal olarak başlardan itibaren odadaki gözetmene bu durumdan rahatsız olduğunu, karşı tarafın canı yandığı için devam etmeyeceğini söylüyor. Gözetmen ise, her bir seferinde daha sert bir ses tonu ile devam etmesi gerktiğini, her şeyin kontrolleri altında olduğunu söylüyor.

deneyin belgeseline göz atabilirsiniz.

Ana konum bu deney olmayacağı için uzun bile yazdım, sonuçlarına geçiyorum. Denenen insanlar bu durumda ne yaptı tahmin edersiniz? Değerlerine göre hareket ettiklerini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Katılımcıların tamamı en az 300 volt elektriğe kadar karşı tarafa şok verdi. Katılımcıların %65’i ise en son raddeye, yani 450 volta kadar elektriği verdi.

Milgram’ın gözlemlemek istediği otoriteye itaat konusuydu. Gördük ki net bir duruş ve kesin emirler varsa, insanların büyük bir kısmı otoriteye boyun eğiyor. Buradan kendimize küçük bir ders çıkarabiliriz, emir aldığımız yerler önemli 🙂

Buraya kadar tüm kısım asıl ilgilendiğim varyasyonu anlatmak için girizgahtı. Merak etmeyin devamı kısa olacak. Bu deneyin bir varyasyonunda, odada 2 öğretmen bulunuyor. birisi gerçekten denek, ötekisi ise aslında rol yapan bir aktör. Bu sefer de gözetmen her iki öğretmene soru sorup yanlış cevaplarda elektrik vermelerini istiyor. Bu rol yapan aktör iki türlü rol yapıyor.

A. Sonuna kadar elektrik veriyor (başlarda gözetmene bu da çekincelerini rol icabı iletiyor ama onun emirlerinin ardından, asıl denenen kişiye de bak gözetmen her şeyin kontrol altında olduğunu söylüyor, devam edelim gibi cümleler kuruyor) ve 450 volta kadar elektriği veriyor.
B. Karşı tarafın acı çektiğine şahit olduktan sonra elektrik vermeyi rol icabı reddediyor. Gözetmen (rol icabı) bu aktöre de çıkışır, her şeyin kontrol altında olduğunu söylüyor. Yalnız bu aktör öğretmen geri adım atmıyor ve elektrik vermeyi reddediyor.

Gelelim sonuçlara, orjinal deneyde, öğretmenlerin %65’i son mertebeye kadar elektrik vermişti. Odada rol yapan ikinci bir öğretmen olduğu durumda, A. durumunda yanındaki kişinin elektrik verdiğini gördüğü için kendilerinin de verme oranı %90’lara çıkıyor, B. durumunda güç alacakları, örnek duruş sergileyip elektrik vermeyen birisini görünce kendilerinin de elektrik verme oranı %10’lara düşüyor.

Normalde %65’imiz sonuna kadar yanlış bulduğu bir şeyi yapıyor. Yanımızda bu yanlışı yapan insan(lar) varsa yapma oranımız %90lara, yanımızda değerlerine sadık & bir duruşa sahip insanlar varsa %10lara düşüyor. Yanımızdakilerden her iki manada da güç alıyoruz. Hayat arkadaşımız, dostlarımız kimler, günümüzü ne tarz insanlar ile geçiriyoruz çok çok önemli yani.

Elektrik konusunu genelleştirelim. Bazı kırımızı çizgilerimiz var ve bunlarda çevremiz bizi etkileyemeyebilir (örn. hiç bir çevrenin beni sigaraya başlatabileceğini zannetmiyorum 🙂). Yalnız hepimizin hayatında gri alanlar, kararsızlıklar ve gidip gelen değerler var. Ve bunlardaki değer ve eylemlerimizin, zevklerimizin şekillenmesinde çevremizdeki insanların bizi %10’lardan %90lara götürecek kadar etkisi oluyor.

Untitdled2wawawiwa

Fen lisesi

Kendi lisem de etrafımızdaki insanların bize etkisine bir örnek teşkil edebilir. Meram Fen Lisesi’nde 2006-2010 tarihleri arasında okudum. Bildiğim kadarıyla öğretmenlerimiz, devlet okulu olduğu için atamalar ile geliyor ve özel bir başarım kriteri bulunmuyordu. Okuduğum yıllarda Konya’nın da, Türkiye’nin de sayılı okullarındandı, hatta üniversite sınavında Türkiye birincisi de sınıfımızdan çıkmıştı. Öteki devlet liseleri ile öğretmen bazında bir farkı yok iken, lisenin sürekli başarısını öğrenci kalitesine borçlu olduğunu düşünüyorum. Yanındaki arkadaşın eğlence, spor vb. gündemlerinin yanında ciddi bir sınav gündemi olduğunu görmek seni de tetikliyor, bilinçlendiriyor ve başarıyı getiriyor. Bu arada not düşeyim, hiç tahmin ettiğiniz gibi de salt soru çözülüp ineklenen bir ortam yok; onlarca kez okuldan kaçış, yüzlerce saatlik age of empires maceralarını bir kahve karşılığı dinleyebilirsiniz 🙂

Grup düşünmesi

Grup düşünmesi (ing. groupthinking) ve uyum (İng. conformity) ise çevremizin etrafımıza ve çıkması zor olan çitler olabiliyor. Açalım bunu, örneğin bir toplantıda ilk söz alanın ardından, konu ve yaklaşım büyük ölçüde şekilleniyor (anchor / priming ile ilgili detaylı bir yazı planlıyorum). Böylece farklı fikirlerin, yaklaşımların önü kesilebiliyor, herkes benzer eksenden olaya bakıyor. Tıpkı medya hakkında söylenen şu söz gibi:

Medya insanların hangi yönde fikir belirteceğini belirleyemese de, ne hakkında fikir vereceğini belirler.

Bu döngüyü kırmak için, çeşitli liderlik eğitimlerinde, toplantı yapılmadan önce herkesin kendi fikirlerini yalnız başına kağıda dökmesi, ardından bir biri ile paylaşması tavsiye edilir.

Uyumun bir etkisini de Solomon Asch’in deneyinde görüyoruz. Resimde soldaki parçanın boyunun sağdaki hangi parçaya yakın olduğu sorulduğunda insanlar %99.3 ile C seçiyor. Untitdled2 Yalnız bu (rol yapan) bir grubun içerisinde sorulduğunda, ve grupta hemen herkes A veya B dediğinde, denek de grubun dediğini söylüyor (~%35 oranında). Hatta sonrasında neden bu şıkkı söylediği sorulduğunda kendigerekçelerini rasyonalize de ediyor :). Ötekileştirilmek korkusu da baskın oluyor. Ki Elliot Aronson’ım The Social Animal’de bahsettiği gibi, beynimiz gruplaşmaya ve biz - öteki diye ayrıştırmaya çok meyilli. Yakın gördüklerimizin her birini birey olarak tanıyıp, karşıdakileri “ötekiler” çatısı altında tektipleştiriyoruz. Detaylarına ilgili yazılarda gireriz ama dikkat etmemiz gereken bizi kimlerden oluşturduğumuz yine.

Seyirci etkisi (İng. bystander affect) de bir diğer fenomen. Birisinin yardıma ihtiyacı varken, yalnızken yardım ediyoruz; ama kalabalık içerisinde isek, başka birisi bakar dewyip yardım etmiyoruz.

Chameleon Effect (aynalama) ile yakınlarımızın mimiklerini dahi taklit etmeye başlıyoruz. Yalnız davranış, değer yargışarı değil, el hareketlerine kadar çevremizin belirleyici unsurları var.

1 mil koşusu, 4 dakika

Sona yaklaşırken etkileyici bir örneğe daha değinmek istiyorum. Malcolm Gladwell’den okumuştum, 1 mil koşusu uzun yıllar boyunca 4 dakikanın altında koşulamıyor. Sir Roger Bannister bu rekoru kırmaya kendini adıyor, farklı koşu stilleri geliştirip yoğun bir fedakarlıkla hazırlanıyor ve en sonunda 4 dakikanın altında tamamlayarak bir rekor kırıyor. Hayır, konumuz azim değil tabi ki. Asıl ilginç tarafı, bu rekorun kırılmasının ardından bir çok insan, 4 dakikanın altında koşmaya başlıyor. Bu insanlar Sir Roger Bannister gibi koşu stillerini değiştirmiyorlar da. Yapılabileceğini görmeleri bu başarının anahtarı oluyor. Untitdled2

Bu örneğe priming (türkçesi ön hazırlama etkisi diye geçiyor, koşullama etkisi de diyebiliriz) yazısında detaylı bahsedeceğim, bir şeyi yapacağınıza inanmak vücudunuzda hormonlarınızı ve fiziksel gücünüze kadar bir çok şeyi değiştirse de bu yazı kapsamında alacağımız ders daha pragmatik olabilir. Etrafınızda yol açan insanlar varsa, sizin önünüzdeki bariyerler ve engeller de azılmış oluyor. Bunu sadece başarı / iş ekseninde de düşünmeyin. Sosyal katılım, hobiler, eğlence ve bir çok alanda yaşam kalitenizi artıran çevreleriniz olabilir.

Mutluluk psikolojisi

Mutluluk psikolojisinde de, modumuzu yükselten ana etkenlerden birisi sağlıklı ve kuvvetli sosyal bağlar. Gerek ilişki, gerek aile - arkadaşlık eksenlerinde kurduğumuz bağlar yaşam tatminimizin temel unsurlarından birisi oluyorlar. Bunu da yukarıdaki maddeler ve doğru örneklerle birleştirebilirsek ne mutlu. Okuduğum sosyal ve pozitif psikoloji kitaplarının hemen hemen tamamında değinilmeden geçilmeyen bir konu bu. bunu da ilgili yazılarda (inş.) detaylandıracağım için üzerinde çok durmuyorum. konu ile ilgili jenerik bir kaynak‘a bakabilirsiniz. Literatürden ilgili kaynakları da gelecek post’larda ayrıca paylaşacağım. beklemek istemeyenler için ana kaynaklardan önerim, A Primer in Positive Psychology

Untitdled2yiğit özgür

Ara paragraflarda yazdığım gibi, kendi sınırlarımız, farkındalık seviyelerimiz zannettiğimiz kadar keskin değil. Her birimizin kuvvetli / oturmuş ve dışarıdan etkilenmeyen yanları varsa bir o kadar gri bölgede olan değerlerimiz / karakter düşünce ve davranışlarımız var. Ve bunlar etrafımızdaki insanlara göre şekilleniyor.

sadece insanlar değil, yapay zeka modelleri ve ajanları da çevrelerinden etkileniyor!

İnsanlar olarak da çok şımarmayalım, bu yazıda bahsettiğimiz bir çok fenomen yapay zeka modellerimiz için de geçerli. Onlar da etrafından etkileniyor, kalitesi veya önyargıları (teknik kelimemiz İng. bias) nasıl ve hangi veri seti /ödül fonksiyonu ile eğitildiğine göre şekilleniyor. bu modellerimiz / ajanlarımız da yani asla mükemmel değil, en iyi ihtimalle çevreleri kadar kaliteliler. Örneğin Sarı ışık yanınca kornaya basılan bir veri seti ile eğittiğimiz otonom araç modeli de aynı davranışı sergileyecek. Untitdled2

Ekteki yazıda göreceğiniz üzere, işe alım yaparken cv inceleyip ön eleme yapması beklenen yapay zeka modeli kadınlara karşı önyargılı yaklaşıp onları eliyor. Çünkü eğitildiği veri setinde (geçmiş dönemlerdeki İK personeli kararları) ilgili personeller kadınları almamayı tercih ediyorlar. Dolayısı ile model de aynı davranışı devam ettiriyor, çünkü bunu görmüş diyerek sosyal psikoloji ve yapay zekayı çevrenin etkisi ekseninde bağlıyarak kapatıyoruz,

derken ilk yazının sonuna da geldik vesselam.

orraaayt!

Untitdled2